Sonntag, 16. März 2025

Kasabada Sosyal Hayat: Sosyal duvarlar, ayrı dünyalar

 

Kasabada Sosyal Hayat: Sosyal duvarlar, ayrı dünyalar

 

1960’larda kasabanın sosyal hayatında o dönem pek farkında olmadığımız sınırlar mevcuttu.  Erkeklerin, kadınların ve çocukların günlük hayatı birbirinden ayrı mekanlarda geçer, bunların birbirlerinin mekanlarında bulunmaları, sosyal hayatlarına dahil olmaları pek hoş karşılanmazdı. Bu kuralı ihlal edenlere de pek hoş gözle bakılmazdı. Kasabanın adetleri, görenekleri, gelenekleri örneğin bir kadının çarşıda tek başına dolaşmasını kaldırmazdı. Aynı şey erkekler için de geçerli idi. Onlar da gündüzleri ne evlerinde oturabilir ne de mahalle aralarında dolaşabilirlerdi. Muhtemelen o yılların küçük taşra kasabalarının çoğu benzer durumdaydı. Bu yazıda o yılların erkekler dünyasını tanıtmaya çalışacağım. Daha sonraki bir yazıda da çocukların dünyasını. Kadınlar dünyasının ancak içerden birinin, yani bir kadının yansıtabileceğini düşünüyorum. Umarım bu kadın çıkar ve bu dünyayı bize tanıtır.

Bizim ev Yenicami Mahallesi’sinde.  Annem çarşının Akpınar tarafında bir yere girmek istediğinde bunu tek başına yapmaz, yapamaz; biz erkek çocuklardan en az birini yanına alırdı. Yanında 5-6 yaşında da olsun bir erkek bulunması o dönem kadınların sokağa çıkabilmelerine meşruiyet sağlayan bir unsurdu. Aşağıda Tayyar Mehmet Paşa İlkokulu’na kadar kadınlar dünyası içerisinde sorunsuz, komşulara laf ata ata giderdik.  Bu serbestlik okula geldiğimizde son bulurdu. Annem burada başındaki şalı ya da eşarbı bir kez daha düzeltir, ağzının burnunun iyice örtüldüğünden emin olurdu. Babam olmadan çarşıya giremezdik veya laf olur diye girmezdik. Bunun  yerine o zamanlar henüz yıkılmamış Tayyar Mehmet Paşa İlkokulu’nun bahçe duvarıyla Toros Kahvesi binasının arasındaki genişliği bir metreyi ancak aşan dar koridor gibi bir arayol ya da geçidi kullanır, Buğday Pazarı’na doğru giderdik. Uzunluğu en fazla 8-10 metre olan bu dar geçit erkekler dünyasının sınırı gibiydi. Bir nevi görünmez duvardı. Ne erkekler bu duvarın mahalle tarafına serbest geçiş yapabilirlerdi, ne de kadınlar ve çocuklar çarşı tarafına. Sınır, ozamanlar karşılıklı gibi duran Hasan Güpınar’ın fotoğrafçı dükkanı ile Tornacı Hüseyin amcanın atölyesinin önünden Buğday Pazarı’na uzanır, meydanı dimdik keser, Terzi Şükrü amcanın dükkanının önündeki ara sokaktan Ziraat Bankası’nın önüne inerdi. Çarşı burada bitiyordu o zamanlar. Bankanın Akpınar tarafında sadece evler vardı ve kadınlar tekrar kendi dünyalarına, özgürlük alanlarına adım atmış olurlardı. Çarşının öbür taraftaki sınırı ise Saathane’nin Taşova tarafındaki sokak oluştururdu. Annemle bazen eski sinemanın yanındaki ara sokaktan dümdüz aşağıya iner, bu yolu kullanırdık. Bu yol çarşının tam sıırında yer kalan eski sebze pazarına açılırdı.

O zamanki çarşının ne kadar küçük olduğu farkediliyordur  sanırım. Merkez Camii önünden aşağıya inen 3 buçuk ve yanlamasına giden üç küçük sokaktan ibaret dar bir mekandı. Aslında faal çarşı sadece Ziraat Bankası’nın hemen önünden yukarı çıkan ve bakkaların bulunduğu anayoldan ibaretti. Paralel sokakta, camiinin hemen karşısında fırın, aşağıya doğru sağlı sollu bir kaç berber, ayakkabı tamircisi, Nalcıoğlu’nun tuz dükkanı, bir kamyon yedek parça satıcısı ve kasabanın iki lokantası ve tandır kebapçısı bulunuyordu. Gazeteci daha aşağıda kalırdı. Bu sokak sadece Çarşamba günleri çok canlı olur,  diğer günler sadece saydığım işyerlerinde işleri olanlar uğrardı. Sokakt ayrıca sadece Çarşamba günleri açılan bir kaç dükkan daha vardı. Bu dükkanları ilerde başka bir yazıda tanıtacağım. Bu sokaktan sağa doğru ‘’buçuk’ dediğim kısa bir sokak sebze pazarındaki meydana inerdi. Bu sokakta kasabanın kasap dükkanları, Aslan Akyürek’in manifatura dükkanı, bir berber ve pazarcılara ait Çarşamba günü dışında açık olmayan bir kaç küçük dükkan vardı. Sokağın camii yönünde en başında da eski ‘’hela’. Berber ve manifatura dükkanı dışındakiler kasaplar da dahil, sadece Çarşamba günü açıktılar. Bu nedenle diğer günler bu sokaktan çok az insan geçerdi. Bunun daha sağına düşen son sokakta kasabanın o zamanlar tek eczanesi, iki manifaturacı, bir terzi ve en sonda bir araba tamircisi vardı hatırladığım kadarıyla. Sokağın sağ tarafında da eski Postane binası bulunurdu. Postane’nin önünden küçük bir sokak Saathane’nin yanına götürürdü sizi. Aslında bu sokak hatırladığım kadarıyla, ortada ağaçlarla ayrılmış iki kulvarlıydı. Sağ kulvar eski ortaokulun bahçe duvarı ile sınırdı. Bu okul sonradan Merkez İlkokulu oldu. Bu sokak da Çarşamba günleri dışında canlı değildi. Çarşıda sadece Toros kahvesi ile Ziraat Bankası arasındaki ana sokak her daim o zamanın ölçüleriyle kalabalık ve canlı olurdu.

1960’ların, 70’lerin Ladik’i, erkeklerin hem özel hem de kamusal hayatta ön planda olduğu bir toplumdu. Erkekler evin reisi idiler. Aileyi erkek yönetirdi. Evin gelir kaynağı idiler. O yıllarda çok az kadın düzenli bir işte çalışırdı. Çğretmen ve memurları çıkardığınızda geriye sadece bir kaç kadın sayabilirdiniz. Memur ve öğretmenler dışındaki çalışma hayatında, siyasi alanda ve çarşı gibi kamusal mekanlarda sadece erkekleri görürdünüz. Ancak erkekler bu ayrıcalıklarının kariılığında ciddi bir bedel de ödemek zorundaydılar. Zira onlar da çarşı dışındaki mekanlara ve hayata katılamazlardı. Örneğin nasıl kadınlar tarif ettiğim duvarın, sınırın çarşı yanına geçemezse, erkekler de çarşının dışına elini kolunu sallayarak çıkamazlardı. Bu da tabu düzeyinde bir kısıtlamaydı. Mahallede dolaşmaları ancak meşru bir sebep ve bunu meşrulaştıran kadın (veya çocuk) refakatçilerle mümkündü. İş amacıyla bir eve girmek, eşini ya da çocuklarını bir misafirliğe götürmek veya o zamanlar çarşı dışında olan hastane, ‘’Çöntük’’ (bu terimi, daha doğrusu kişiyi ilerideki bir yazıda tanıtacağım) gibi sağlık problemleri veya hayvanların bakımı vb gibi şahsi işler dışında erkekler ancak yemek saatlerinde eve gitmek için mahallelerden geçebiliyorlardı. Sağa sola bakmaları, kadınlarla bırakın konuşmayı karşılaşmaları bile tabu sınırları içine giren durumlardı. Yolda bir erkekle karşılaştıklarında kadınlar ya yollarını değiştirir ya da kenara çekilip erkeğin geçmesini beklerlerdi. Yola ancak erkek geçtikten sonra devam edebilirlerdi. Sadece yakın akraba kadınlar bu tabunun dışına düşerdi. Erkekler çarşıya ya da eve hızlıca gitmek zorundaydılar. Giderken de yolda kafalarını kaldırıp sağa sola, özellikle evlere bakmaları da yasaktı. Ayıptı, namus meselesi idi. Yapıldığında dile düşülürdü. Kulak çekme şeklinde olmasa da ayıplama, dedikodunun çıkması vb şeklinde bir karşılığı da olurdu. Ve ayıbı ilgili kişiye mutlaka ciddi bir yöntemle hatırlatılırdı. Kısacası, kasaba hayatında egemen güç konumunda olsalar da dünya çarşı ile sınırlıydı; çarşının dışı onlariçin yasaklarla doluydu. Ancak çarşı sınırları içine adım attıklarında kendi dünyalarına ve özgürlüklerine kavuşurlardı.

Çarşı hayatının ayrıntılarını bir sonraki yazıda tanıtmaya çalışacağım. Bu ilk bölümü günümüz hayatıyla kısa bir karşılaşmayla bitirmek istiyorum. Hem Tayyar Mehmet Paşa İlkokulu hem de Toros Kahvehanesi yıkılmış. Okulun bahçe duvarları da ortadan kalkmış, yerine geniş bir alan açılmış. Bu yıkım sembolik olarak sanki çarşı ile mahalleler, erkekler dünyası ile kadınlar dünyası arasındaki sınırları/duvarları da ortadan kaldırmış. Sınırlar, duvarlar hem mekan hem de sosyal olarak da ortadan kalkmış. Çarşı coğrafi olarak hem sağa sola hem de Akpınar yönüne doğru alabildiğine büyümiş. Çarşı ile mahalleler iç içe girmiş. Çarşının kadınlar ve çocuklarla dolu olduğunu, mahallelerde yetişkin erkeklerin serbestçe dolaştığını, tanıdıkları kadınlarla serbestçe sohbet edebildikleri gözüme çarptı. Hatta kadın esnaf sayısı da az değil.

Beni en çok şaşırtan ise yeni Belediye’nin önünde karşılaştığım manzara oldu. Toros kahvehanesi yıkılmış, yerine bir çay ocağı açılmış. Meydanda küçük bir alanı çevirip sandalyeler yerleştirmişler, bir açık hava çay bahçesi yapmışlar. Fakat sadece erkekler için. Son geldiğimde buranın önünden geçtim, yukarı eve doğru gidiyorum. Soluma baktığımda pek de beklemediğim bir manzara ile karşılaştım. Emin olmak için tekrar baktım. Eskiden bu yanda Kaymakam evi, trafo ve Özel İdare binaları vardı. Bunlar yıkılmış, geniş bir alan açılmış. Cin Şükrü’nün evinin önüne ise çardak gibi bir şey yapılmış. İşte bu çardağın içinde burada iki ya da üç kadın oturmuş sigara içiyorlar. Üstelik başörtülü kadınlar. Ve bulundukları yerden Toros’un önündekileri görebiliyorlar; oradaki erkekler de onları. Ve bu manzarayı hiç kimse, ne Toros'daki erkekler, ne çardaktaki kadınlar, ne de yoldan geçenler yadırgamıyor. Kafamdaki muhafazakar Ladik resmi bir anda tuzla buz oldu. Anladım ki kasabanın normali köklü şekilde değişmiş. Hayat ciddi ölçüde içiçeleşmiş. Kadınlar kamusal alanlara dahil olmuşlar. Ve bu da hiç kimsenin yadırgamadığı bir normal standad hline gelmiş. Mahalle içlerinde de benzer değişimlerle karşılaştım. İnsanlarla konuştuğumda ise eski sıcaklığın büyük ölçüde devam ettiğini gördüm. Bunlar sevindirdi beni. Değişim ve modernleşmenin bu sıcaklığı ileride de elimizden alıp götürmemesini temenni ediyorum. Zira başka yerlerdeki örnekler aksi neticelerle dolu.

Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen

Popülizm teorilerinin Erdoğan rejim(ler)ini açıklama gücü ve bir Performatif Edim Teorisi ihtiyacı

  Popülizm teorilerinin Erdoğan rejim(ler)ini açıklama gücü ve bir Performatif Edim Teorisi ihtiyacı Tezim o ki, 23 yıllık AKP-Erdoğan i...